Uzumaki – Junji Ito

Uzun bir zaman sonra kitapküresi yazılarıma türüne karşı şüpheli olduğum ve çoğumuzun da benzer fikirlere sahip olduğunu düşündüğüm bir manga serisiyle başlamak istedim.

Ito Junji’nin 3 kitapta toplanmış Uzumaki serisi bir kasabanın üzerindeki bir tuhaflığı anlatıyor. Konusunu ele vermek istemiyorum çünkü seriyi ayakta tutan noktalardan biri de bu. İlk kitap bizi ana karakterlerle ve tuhaflığın detaylarıyla tanıştırıyor. Yine de gerilim dozunun yükseklerde olduğu, hızlı okunan ve hikayeden doruk noktasında ayrıldığımız bir kitap. İkinci kitaba geçtiğinizdeyse bu olguların kaybolmadığını, aksine daha da zenginleştiğini görüyorsunuz.  Gerilim dozu hafiflerken bazı konular netliğe kavuşuyor ve daha katmanlı bir hikayeye zemin hazırlanıyor. Her ne kadar sonu tatmin etmemiş olsa da son kitap macera ve hikayeyi açıklığa kavuşturma işlevini görüyor.

Bu üç kitabı birbirinden ayıramam çünkü serinin sağlam değerleri ve çizgisi her kitapta süregelmiş. Yine de ilk kitap sunduğu değişik dünya açısından belki de en önemlisi diyebiliriz. Son kitapsa yukarıda da belirttiğim gibi tatmin etmeyen bir son olduğu için serinin bana göre en zayıf halkası. Sonun tatmin etmeyişinin nedeni sonun kendisinden çok hala havada kalan detaylar ve bunun getirdiği hayal kırıklığıydı. Son 10 sayfa bu etkiyi verdiğinden ve kalan kısım oldukça sürükleyici olduğundan belirttiğim gibi yine de kötü bir kitap değil.

Yabancı ekşi sözlük olarak nitelendirebileceğimiz  Reddit’te de sonunun neden bu şekilde tasarlandığına dair yorumlar var (https://www.google.com/amp/s/amp.reddit.com/r/junjiito/comments/9etomr/uzumaki_ending_is_it_a_display_of_lazy_writing_or/). Gerekli Şeyler’in Türkçe Uzumaki baskısında kafamızdaki soruların cevaplarının bizi beklediği belirtiliyor. Her ne kadar yorumlara hak versem de beklentilerim karşılanmadığı için biraz hayal kırıklığına uğradım.  Kitabın arka kapağı da bu anlamda eserin özüne sadık kalarak yazılmamış diye düşünüyorum.

Üç kitabın temel amacı bu olayı anlatan küçük gizemleri bölümlere bölerek bize bir bütüne götürmek. Bunun sebebi aslında kitabın orijinalinin dergi formatında olması. Nihayetinde her bölüm kendi giriş, gelişme ve sonucunu taşırken bir başka konuya da giriş yapıyor. Ustaca kullanılan teknik gerilim ve korku türünü sevenler, mangayla ya da bu türlerle tanışmak isteyen okuyucular için bulunmaz bir fırsat. Sadece korkutmayı ve germeyi hedeflemeyen; derinliği ve çok yönlülüğünü kaybetmeyen bir seri. Bilim kurgu unsurlarıyla hayal gücünüzü zorlayan, lanetin doğasıyla derinleşen, tasvirleriyle sizi geren ve acaba ne olacak dedirten bir mangaydı.Seriyi bitirdiğimde iyi ki manga okumaya başlamış ve bu hikayeyi okumuşum dedim. Neden diye soracak olursanız hikayenin derinliği kadar görsellikte hikayede çok önemli. Çizgi romanların hafif olduğunu ve hayal gücünü körelttiğini düşünenlere karşı yaşayan bir örnek. 

Roman kalitesinde bir konu ve düşünceye eşsiz bir dil katan bu manga bence edebiyatta farklı tatlar ve bakış açısı kazanmak isteyenlerin tercih edebileceği bir seri olmuş. 

Kader Yıldızı Pars

pars  (Kitap Kapağı: https://www.iskultur.com.tr/pars-kader-yildizi-cilt-1.aspx)

‘Yaşadıklarımı artık sana bir masal gibi anlatabilirim ancak’

Pars Kader Yıldızı – Cilt 1

Mehmet Zaman Saçlıoğlu

340 sayfa

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Bergama Rodos ve İstanbul üçgeninde geçen bir bilimkurgu tarih romanı olan Kader Yıldızı Pars tarih sahnesinde yerini almış astronom Hipparkhos’la özel yeteneklere sahip Can’ın hikayesi…

Su gibi okunan, okurken öğreten, tarihle bilimkurguyu oldukça güzel harmanlayan Kader Yıldızı Pars üçlemenin ilk kitabıydı. Her ne kadar tüm övgüleri hak edecek kadar ustaca yazılmamış olduğunu düşünsem de güçlü olan yanları bu seriyi okunası kılıyor.

Tarihi Hipparkhos karakteri elimizde olan temel bilgilerinin üstüne hayalgücü eklenerek kurgulanmış. Kitabın bel kemiğini oluşturan bu kısım öğreticiliği ve inandırıcılığıyla insanı içine çekiyor. Astronomiyi dönemin yaşam şartlarını mimariyi anlatan bu sayfalar aynı zamanda bilimkurgu ögelerini içeriyor ve iki roman türünü sırtlıyor.Onun yoldaşı olan parsın bir ana karakter olarak karşımıza çıkarak anlam kazanması kitabı nadir kılan detaylardan. Kitabın bir kısmının günümüzde geçiyor oluşu ve bu bölümlerde daha farklı konuların anlatılması okumayı kolaylaştırırken geçmişle günümüz arasındaki gidip gelmelerin güzel harmanlaması merak hissini perçinlemiş.

Kitabın çok başarılı bulduğum yanlarının dışında ciddi sıkıntılarının da olduğunu düşünüyorum. Benim için en büyük sıkıntı gerçekçi bir kurgu karakterin yaratılamamış  ya da hissetirememiş oluşuydu. Masalsı üslup yerini gizem ve daha düz bir dile bırakırken karakterlerdeki gerçekçi olmayan ögeler beni biraz bunalttı. Kötünün biraz fazlaca kötüyüm diye bağırdığı, gerçekçi geliştiğini düşünmediğim bazı seçimler o lütfen Hipparkhos bölümü gelsinin yaratıcısı … İşin içine haklı olarak gerçeğe dayanmayan karakterlerin dahil olması ve gerçekçi karakterlerin ustaca yazılması bütünde sorunlara yol açıyor. Sonlara geldiğimizdeyse ikinci kitaba ivme kazandırabilecek noktaların budandığını hissettim. Burada anlatılanlar devam hissinden ziyade verilmek istenen çarpıcı bir mesaj gibiydi. Umuyorum ikinci kitapta tersköşe olur ve daha derin kurgu karakterlerin dahil olduğu bir hikayeye tanıklık ederiz.

Oldukça etkileyici bir önsözle başlayan Kader Yıldızı Pars’tan beklentim daha edebi bir üslupla tarihi felsefeyi ve bilim kurguyu harmanlamasıydı . Böyle güzel bir konuyu daha güzel bir kurguyla okumak en içten dileğimdi çünkü. Okumaktan memnun kalsam da kitabı şiddetle başkalarına öneremiyorsam nacizane fikrim formülde biraz sıkıntı var demektir. Bunun benim için anlamı ilgi çekici bir konunun o kadar ilgi çekici bir biçimde sunulamaması diyebilirim.

Bu noktada öğretici ögeleriyle önplanda olan Kader Yıldızı serisinin  daha çok gençlere faydalı olacağını düşünüyorum. Bize  oldukça özgün bir bilimkurgu sunarken hataların azizliğine uğrayan Kader Yıldızı yine de okuma listenizin arasına düşündüren bir çerezlik, nefes alma olarak girebilir. Okuma hızınıza göre 1 gün – 1 hafta içerisinde bitirebileceğinizi düşündüğüm bu kitap aynı şekilde bilim kurgu türünden çok hoşlanmayan ama tadımlamak isteyenler için güzel bir başlangıç olacaktır.

https://www.iskultur.com.tr/pars-kader-yildizi-cilt-1.aspx

Bir önsöz ya da ikinci yorum olarak Saçlıoğlu’yla yapılmış bu röportajı okuyabiliriz.http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kitap/911282/Mehmet_Zaman_Saclioglu_ndan__Pars_.html

Karlar Altında Körler Ülkesi

Serhat Çelikel

Ocak 2016 – 300 sayfa

yky1

(Kitap Kapağı : http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/karlar-altinda-korler-ulkesi)

Yapı Kredi Yayınları

‘Ah, bağışlayın beni efendimiz!
Kar başlamıştı,
Bir çocuk gibi seyre dalmışım.
W. Shakespeare, Karlar Altında Körler Ülkesi (Çelikel s.7)

Bir karakter ve zamanın portresi olan Karlar Altında Körler Ülkesi insanı bilinenler ve bilinmeyenlere sürükleyen kişisel bir roman. 1930’ların Kadıköy’ünde geçen bu hikayeyi özgün kılan iki unsurda aslında tam olarak bu. Hayalleri istedikleri bizden çokta uzak olmayan bir insan ve bizden çok uzak olan bir mekan.

Yazar bizi hiç tanımadığımız aklımızdaki Kadıköy imgesinden oldukça uzak olan bir mekanın içine yerleştiriyor. Sanatın, romantizmin ve samimiyetin önplanda olduğu; tanımadığımız ama gerçek bir Kadıköy’ü gözlemliyoruz. Kitabın en büyük başarısı 1930’ların Kadıköy’ünü oldukça doğal bir biçimde hikayeye yedirirken aynı zamanda insanı büyüleyebilmesiydi. Okurken farkında olmadan bu Kadıköy’e aşık olurken ana konudan koparılmamak kitabı samimi kılan bir başarı. Çelikel’in 1984 doğumlu olduğunu düşünürsek kendine dahi uzak olan bir dönemi anlatabilmek kolay olmamalı. Oluşturulan Kadıköy’ün gelişigüzel olmadığını, seçici bir araştırmacılıkla meydana geldiğini belirtmekte fayda var.

Hikayenin kalbinde yatan karakterimizse dönemin varlıklı ve eğitimli kesiminden kahraman değil, ‘insani’ bir insan; kusurlu, hayalperest, romantik ve gerçeklere karşı kör …  Anlatılarak değil okunarak anlaşılabilecek, yakın hissedilecek biri. Hikayeyi dillendiren bizzat kendisi olduğu için tüm yan karakterleri onun hisleriyle görüyor, yaşıyoruz. Tiyatro ve yazmaya olan ilgisinden ötürü bu konular Kadıköy’le beraber kitabın temelini oluşturuyor.. Romanda benimsenen bu psikolojik yapının hikayeyi rahatlattığı ve doğallaştırdığı aşikar. Karakterin yetiştiği dünyanın uzaklığı köşklerin sanatın bulunduğu bilinmeyen bir Kadıköy’ü anlatırken bize benzeyen kişiliği hikayeyi gerçekçi kılıyor. Azınlık ve bununla bağdaşık kavramlar hikayeyi oluşturan diğer önemli noktalardan. Hikayenin büyüsünü bozmamak için bu kısma değinmemenin daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Kitabın ilk sayfasında paylaşılan alıntılarda da görülebileceği üzere resimsel ve seyirsel bir anlatım benimsenmeye çalışılmış ve fikrime göre yazar bu hedefine ulaşmış. Bir karaktere odaklanılması, yalın bir dilin benimsenmesi ilk romanın yaratabileceği acemilikleri gizlemiş. Başka yazarların ve kitapların etkisinde kalmayıp özgün olduğunu düşündüğüm bir anlatımının olması kitabı sevdiren detaylardan. Bu bağlamda kitapta geçen Sheakspeare alıntısının kurmaca olduğunu belirtmekte fayda var. Hikayede sıklıkla dile gelen tiyatro, edebiyat ve sinema temaları birnevi bu oyunculuğun temellerini oluşturuyor.

Kitabevinde gezinirken şans eseri denk geldiğim bu kitap sayesinde klasik ve edebi değer taşıyan kitaplara olan ilgim arttı. Bu anlamda reading slump  dediğimiz okuma tıkanıklığı için birebir denilebilir. Kitabın son sayfasında bu dünyadan ayrılıp yaşadığım ana geri döndüğümde bir hayalin başka bir gerçeğin içinde olduğumu düşündüm. Beklenmedik hayatın ta kendisi gibi bilinmeyenlerle biten, kendi içinde  büyüleyici ve çarpıcı bir sondu. Çelikel’in öykü ve şiir kitabından aynı hazzı alamasam da güzel bir tanışma romanı olduğunu, herşeyden önce oldukça özel bir kitap olduğunu düşünüyorum.

 

http://kitap.ykykultur.com.tr/kitaplar/karlar-altinda-korler-ulkesi

Çok fazla detaya girmek istemediğim için Çelikel’in söyleşisine çok değinmedim. Bir önsözden ziyade sonsöz olarak tavsiye edebilirim. Bu anlamda ilgiliyseniz : http://www.gazetekadikoy.com.tr/genel/kar-yagiyordu-ve-kadikoy-guzeldi-h9026.html